|
“Duruşu düzeltmek en
büyük amacımız. Doğru duruşu yakaladığınızda, ki bu uzun süreli bir
amaçtır, her şeye karşı doğru durmaya başladığınızı, kendi çizginizi
yakaladığınızı, tutarlılığınızı oluşturduğunuzu farkedersiniz. Bunun
sağladığı güven önünüzde hiçbir engel bırakmaz. Sırt, güç ve hafızanın
doğru kullanımını temsil eder. Güçsüz bir sırt, insanı yok edecek sürece
sizi sokar. Somut görüntüsü, kireçlenme, ağrılar ve kaymalar; duygu
dünyasında ise güvensizliktir. Bu, başka birçok olumsuzluğun da
kaynağıdır.”
Vücudunun
ve varlığının üstünde düşünmeyi sevenler için...
Kadınlar bir topuklu ayakkabının ya da eteğin, o günkü duruşlarını nasıl
etkilediğini iyi bilirler; güvenli, zarif bir duruş.. İnsanların tüm
ilişkilerini, başlarına gelen olaylara bakış açılarını değiştiren,
kendilerini ve yaşadıkları olayları çevreleyen tüm faktörleri lehlerine çeviren
bu güvenli duruştur. Çünkü insanlar kelimelerden ve somut tezahürlerden
çok güvenin ve inancın peşindedirler. Tek bir topuklu ayakkabının size
verdiği dikliği ve gücü, iç kaslarınızın sert ve güçlü olmasıyla
kazandığınız güç ve güvenle asla karşılaştıramazsınız. Üstelik iç
kaslarınız kıyafetleriniz olmadığında ve yine güce ve güvene ihtiyaç
duyduğunuzda da sizinledir.
Sizi oluşturan kasları, kemikleri ve eklemleri düşünmeye başladığınızda,
varoluşunuzun tüm boyutlarıyla yüzleşmeye başlarsınız. Neden o bölgemin
zayıf olduğuna karar verdim ve niye her zaman onu kullanmaktan kaçtım? Ben onu kullanmadıkça, o nasıl da iyice güçsüzleşip, yok olmaya başladı,
üstelik ben o açığı kapatmak için, nasıl da güçlü olduğuna inandığım diğer
bölgelerimi zorladım ve onları yanlış kullandım?
İnsanın vücudunu
oluşturan sonsuz sayıda sinir dokusu, damar, lif ve bağın; iç dünyasının
çeşitliliğini ve sayısız birleşenini ifade
ettiğini düşünürsek, içimize de dışımıza
davrandığımız gibi dengesiz davrandığımızı görebiliriz. Aradığımız cevap,
sorusuna dik ve inatçı bir biçimde yüklenilirse, yitip
gitmeye mahkumdur. Her
zaman önce güç gerekir, güç yerini bulduğunda sorunlar hallolmaya,
isteklileşmeye ve sevimlileşmeye başlayacaktır.
Güç kaynağını bulduğunda
sorunlar önümüzü kapayan bariyerler olmaktan çıkar ve yolu uzatıp, yeni
oluşumları şekillendiren araçlar haline gelirler.
Meditatif dans dersleri düşüncenin nasıl gerçeğe dönüştüğünü fark etmek,
düşüncenin izlediği sayısız yol ve yönteme açılmak için eşi bulunmaz bir
fırsattır. Gerçekten de, vücudundan ve onun sağlığından tamamen uzak olduğunu
düşünen akıl insanları, bu derslerin mantığından en çabuk etkilenip,
uygulamaya başlayanlar olmuştur. Çünkü başardıkları işlerdeki mantığın,
güvenin, inancın ve isteğin düşünceyi sınırsız devinimlere soktuğunu ama
bir yolunu da bulup çıkardığını onlar iyi bilirler.
Aynı yolun vücut
üstünde çok kısa zamanda verimlilik sağladığını görmek, kendi gerçekleri
üzerinde böyle bir şekillendirme yetenekleri olduğunu fark etmek bir insan
için büyülü bir keşiftir. Çünkü insan doğaya karşı kendi yapıtlarında
iradesi olduğunu bilir, fakat kendi doğasına
hükmedebileceğini ancak öğrenme
yoluyla anlar. Ve ihtiyaç duyduğu sağlığın ferahlatıcı etkisine
tutulduğunda, yaşamı ve onun tılsımını çok derinlerde duyumsayabilir.

"Kar
tanelerine
fraktallar olarak baktığınızda mükemmelliği görebilirsiniz."
Tarih içinde vücut eğitiminde patlama noktaları bulunmaktadır. Sezgilerin
vücut eğitiminde patlama noktası
Yoga ve diğer uzak doğu teknikleri
olmuştur. Doğayı izleyerek, deneme yanılma yöntemiyle asırlardan bugüne
dek denenen ve geliştirilen yöntemler, her şeyden önce bir varlık olarak
insanın kendi güçlerini keşfetmesini sağlar.
Doğanın örgülerinin içimizden geçtiğini, yıldızların pırıltılarının
gözlerimize yerleştiğini, çok çok derinlerde bu bilgilerin kayıtlı
olduğunu böylece anlarız. Enerji transferlerinden, dokunuşlardan, küçük
onarıcı hareketlerden ve işaretlerden benliğimizin nasıl da etkilendiğini
keşfederiz.
Meditasyonla içimizdeki evrene
ulaşırız; dışarıda gördüğümüz her şeyin, o sırada içimizdeki egemen duygu
ve düşünce birlikteliğinin rengine bulanmış halde bir karşılığı olduğunu
görürüz. Artık egemen rengi çeşitlendirmek, bir renk cümbüşüne çevirmek ya
da bazen gecenin sonsuz derinliğinin rengiyle perdeleri çekip, diğer
renklerin daha da parlamasına izin vermek elimizdedir.
'Bir varlık olarak insan' araştırması üzerine eklemlenen bir insan olarak
insan araştırmasıyla keşfiniz sürecektir. İnsan aklı, insanlık mirası ve
toplumun uzlaştığı değerler zinciri keşfetmeniz için
sizi beklemektedir.
İnsan aklının patlama noktası
Klasik
Baledir. Hemen ilk çalışmalarda,
klasik bale kalıplarıyla, insan, insan olmanın ve bize miras bırakılan
aklın büyüsüyle sarsılır. İnsan olma onuru, ilk çalışmalarda üstünüze
sinmeye başlayacaktır. Estetiğin ve etkileyiciliğin tanımı burada yapılır.
Hiç kimse, karşısında insan olmaktan dolayı dik, mağrur, zarif bir biçimde
duran kişiye kayıtsız kalamaz. Ona alçaltıcı biçimde davranamamak,
nedenini bilmeden ona güvenmek, taşıdığı insanlık mirasına duyulan derin
saygıdan gelir.
Meditatif dans insanı bir bütün olarak alır. Bu bütün insanın karşılaştığı
her şeyden bir parça içinde taşımasıyla daha da derinleşir. Ve bizden önce
bilinen ve bizim bildiğimiz her şeyi kapsar.
Eğer insan karın bölgesini,
esnekliğini yoga ile öğrenecekse, örneğin, çenesini ve burnunu klasik bale
ile öğrenecektir. Ve onları nasıl ve niye çeşitli biçimlerde
kullanabileceğini.. Bu çalışmadan sonra bir balerin ya da balet olmanız
sizden beklenmemektedir. Bir yogi olmak size kalmıştır. Ancak düşüncenin
ve tecrübelerinin benliğiniz üstünde, sağlığınız üstünde, zarafetiniz,
moraliniz ve enerjiniz üstünde nasıl büyük değişimlere yol açacağını
keşfetmeniz kaçınılmaz olacaktır. Ve içinizdeki doğal dansçıyı, içinizde
sürekli varolan hareketi ortaya çıkarmanız da kaçınılmazdır.
İçinizdeki doğal dansçı pistlere veya sahnelere bağımlı değildir. Onun
için her hareket, her sese yöneliş, her oturuş kalkış ritimdir. Başınızı
bir yöne çevirirken taşıdığınız eda ve uyum pahalı kostümlerden daha
etkileyicidir. Ayağa kalkarken gösterdiğiniz çeviklik, yeminlerden daha
güven verici olabilir, ya da bazen rehavetiniz planlı bir gelecekten daha
fazla huzur verebilir.
Meditatif dans öncelikle sahip olduğunuz ancak tozlanmış mutluluklarınızın
önünü açar. Sağlıklı ve işleyen bir beden. Her hareketinizin sonsuzluğa
tezahüründe hissettirdiği uyum ve güven. Paylaşımlarınızdaki heyecan. Var
oluşunuza ve geleceğe duyduğunuz sorumluluk. Güçlenmek ve varlıklarını
ilan etmek için sabırsızlanan kaslarınız. Ve sertleşen kaslarınıza karşı
incelen düşünceleriniz ve duyarlılaşan davranışlarınız.
Peki niçin?
İnsanlığın geliştirdiği şüphecilik düşünce yolunda kürek olmuştur.
Şüpheler sayesinde var olan boyut sorgulanabilmiş, ve bir sonrakine, daha
geniş ve katmanlı olanına ulaşılabilmiştir. Ancak şüphe duygusu yerinde
olmadığı zaman da sizi sıkıştırmaya devam eder. Peki niçin diye sorup
durmanız, başta heyecanını ve umudunu paylaştığınız olaylara ve insanlara
yüz çevirmeniz , gelişimi yadsımanız, bu amacını aşan şüphe duygusundan
ötürüdür. Psikologlar benliğin en büyük korkusunun aptal durumuna düşmek
olduğunu söylemektedir. (Bkz. Prof. Dr. Nusret Kaya)
Bu şüphe ve amacınızın gerçekleşmeyeceğine duyduğunuz korkunun temeli
hayatın en baştan anlamsız, amaçsız ve yönsüz olduğu fikrinden ilham alır.
Bu noktada çok yakın zamana karşı tek
dayanak olan dinsel inançlar,
bilimsel keşiflerle güçlenmiştir. Yolculuk bitmedi; hakikat tek olmayan
özünü henüz elle tutulur hale getirmedi. Ancak mükemmelliğin sembolü
bulundu. Kar tanelerine fraktallar olarak baktığınızda mükemmelliği
görebilirsiniz.
Yakın zamanda yapılan su deneyi, suyun canlı olduğunu ortaya çıkardı. Su,
ona güzel sözler söylendikten sonra soğutulup kristalleştirildiğinde
fraktalları, mükemmellik sembollerini ortaya çıkarmakta; ona kötü sözler
söylenip kötü enerjilerle beslendiğinde dağılmış, kaotik, çirkin şekiller
almaktadır.
Enerjinin tekrar tekrar sezgisel ve bilimsel alemde keşfi; fraktallar, su
deneyi bizim için, felsefenin yüz yıllardır sorduğu sorular için
yeterlidir. Hayat anlamlıdır ve insanlık asırdan asıra, bir coğrafyadan
diğerine taşıdığı değerli bilgi ve deneyimleriyle, sonsuzluğa ışıltılı
okunu kazımıştır. Bir yerden gelir ve gelişerek yoluna devam eder.
Tekrarlar beynimizin çalışma sistemi için zorunludur. Çünkü iç dünyamızı
bir evren kadar büyütebiliriz ve bizi besleyen tüm enerjilerle bütünleşip,
mükemmellik sembollerimizi çizebiliriz. İç dünyamız her kısmını tekrarlar
sayesinde yeni bilgilerle bütünleştirebilir ve beynimizi ve vücudumuzu bir
sonraki nesile kazandığı tüm yeni bilgilerle bırakırız. Genetik kodlar bu
transferleri maddi açıdan yaparken, ürettiğimiz her düşüncenin enerjisi
bir akıldan diğer akıla akar.
Meditatif dans spordan ötedir, çünkü hız için rekabete ve hedefe ihtiyaç
duymaz. Bedeni araç olarak değil, amaç olarak görür.
Meditatif dans bedenin altında yatan enerjiye odaklanmıştır ve insanı bir
varlık ve bir akıl olarak sonsuzluğa hazırlar. Sufilerin dansını temel
alan meditatif dans, enerji ve konsantrasyonun dünyasına yolculuk eder
ancak bu dünyayla yetinmez. Dünyanın dönüşünü hissedip duyumsayan
Mevlevilerin kapısını tıklatır ve gözünü evrendeki enerjilerin,
yıldızların ve galaksilerin dansına diker.

Düşünsel Boyut
Sanayi devriminin mirası, varoluşsal sorunları
bir kenara ayırıp; maddi üretime sınırsız geçiş vermesidir. Maddenin de en
sonunda bu gerçeklikte birleşeceğini öngörmüş ve test etmiştir insanoğlu.
Sanayi devriminin insanları eğitim sayesinde eşitlemesi ve insanlığa başlı
başına bir akıl ve fikir tasarlaması onun katkısıdır. Ancak insanlığı
üretim araçları olarak görüp, ölümlü bedenler olarak değerlendirmesi
gerçeği vadesini doldurmuştur.
İnsan eğitiminin olumsuz yanları, (sıra hayatı ve
kitapların başında geçen durağan zaman) iş hayatının stresi ve insanlığın
bedensellikten uzaklaşması ile kendini yetmiş ila yüz yıllık bir ömür
olarak görüp, buna göre plan yapması, kendini ölüme hazırlamasını
getirmiştir. Bu bakış açısı da bir yandan birey hayatını değerli hale
getirirken bir yandan da bireyi maddi görüşüyle yabancılaştığı doğasının
yalnızca en basit içgüdüleriyle hareket etmeye iterek ona kitlelerin yok
edildiği savaşlara kadar uzanan kısırdöngüsel bir hayat sunmuştur. Zaten
ancak kısa zamanda yok olacağına inanan insan maddeyi bu denli ilk sırada
tutabilir.
İnsanlığın içinde bulunduğu bu
çelişkili durumu daha iyi anlayabilmek için felsefe ve siyaset tarihine
bir göz atmamız gereklidir, çünkü yaşadığımız modern hayat, doğruları ve
yanlışlarıyla, asırlar boyunca oluşturulan düşünce ve mantık sistemlerinin
bir ürünüdür.
Batı
medeni bir toplum hayali kurdu.. Medeni toplum eşit bireylerden oluşacak
ve bu bireyler kendi belirledikleri kurallara göre hareket edecekti.
(self-referenced law) O zamana kadar ayrı bir varlık olarak düşünülen
devlet, bir vücut içinde beyin olarak tasarlandı. Doğada asla
karşılaşmadığımız adalet ve demokrasi kavramları, (doğanın adalet ve
demokrasi hissi bütüne odaklıdır) her bireyi değerli olarak görmek,
insanlığın onuru dediğimiz şeydir. Yoksa bir karıncayı öldürdüğünüzde
karıncalara karşı bir suç işlediğinizi düşünmezsiniz, çünkü sizin için bir
karınca ile diğeri aynıdır. Bu cemaat ruhu insanlar için de geçerliydi. (moderniteden
önce) İnsan hem toplumun enerjisinden beslenmekte, hem de onun yargıları
ve devamı açısından mantığı rencide edecek hükümler giymekteydi.
Tüm bu gelişmeler sonucunda
insan,
aklını parçadan bütüne ve bütünden parçaya
gidebilecek şekilde sentezledi.
Peki bu
beyin (devlet) nasıl çalışmalıydı? Sağ beyin gibi düzensiz işleyişlerle
mi, yoksa sol beyin gibi basamak basamak, sıralı ve planlı bir şekilde mi?
Sağcılık ve solculuk mantığının özü burada yatmaktadır. Quote, birey
anlamına gelen Individual kelimesini
indivisible duality olarak
yorumlamaktadır. Bölünemeyen ikilik anlamına gelen
individual, akıl ve
duygu, kadın ve erkek, doğu ve batı enerjilerinin bölünemeyen
birlikteliğidir.
Yeni
sağcılar, en önemli temsilcisi Hayek ile düzensizliği savundular. (Hayek
özgür Pazar sisteminin düşüşte olduğu 1930 krizleri sırasında dahi bu
sistemi büyük bir inançla savunmasıyla bu sistemde önemli bir yere
sahiptir.) Devlet planlamacı bir tutum izlememeli, devletin tüm
fonksiyonları asgariye indirilmelidir. Pazar (market) özgür bırakılmalıdır.
Çünkü bilgi insanlar arasında dağılmış durumdadır ve her insan bu bütünün
ayrı bir parçasına sahiptir, bu yüzden bilginin tek bir merkezde
toplanılması mümkün değildir ve devlet eksik bilgiyle yönetme işlevini
hatasız yerine getiremez. Hayek ve diğer yeni sağcılar spontane bilginin, aklınıza (birden)
gelen düşüncelerinin gerçek değerli düşünceler olduğunu savunur.
Pazar
ahlaki kurallara kendiliğinden uymak zorundadır aksi halde satış yapması
ve kar etmesi imkansızdır. Bu yüzden kontrolcü ve baskıcı bir
merkeziyetçiliğe ihtiyaç duymaz. Marx ise
en üstten en alta kadar tüm sınıflar bilincine kavuşana kadar planlamacı
devleti savunur. Planlamacı devlet gereken koşulları sağladıktan sonra
gerçek özgürlüğe kavuşulacaktır.
Zıtlıkların bir arada kullanılarak bütünü oluşturması, uyum ve anlam
gerektirir. Batı şuan içinde yaşadığımız sistemde varoluşsal kaygıları bir
yana ittiği ve somut olmayan şeyleri araştırma konusu dışında tuttuğu için,
bu anlam ve uyumu yakalaması mümkün değildir. Bu yüzden gelişim için
çatışma kullanması gerektiğini düşünür. Zıtlıkları bir arada tutarak onlara
anlam kazandıran kadın enerjisi, sezgisel akıl eksik olduğu için dünyamız
dengeden de yoksundur.

Hayatı
bir savaş ve çatışma değil, bir pırıltı, uyum ve dans olarak görmek, hem
gerçeğe daha yakındır hem de hiç keşfetmediğimiz yaşam sırlarını
görmemiz için şarttır.
Meditatif dans gözlerimizi açıp kapattığımızda duyumsadığımız varlık ve
yokluk çelişkisini, gözlerimizi kapattığımızda göreceğimiz fraktallarla,
renk cümbüşleriyle ve kainatın ışıklarıyla transfer etmeyi hedeflemektedir.
yukarı
www.meditatifdans.com
e-mail: bilgi@meditativedance.com
|